vuslatim kizkulesi - Blogcu

Image Hosted by ImageShack.us



vuslatim kizkulesi

4/8/2009 - BÜYÜK ŞEHRİN KÜÇÜK KADINI

Image Hosted by ImageShack.us


  BÜYÜK ŞEHRİN KÜÇÜK KADINI

Gitmek istediğin yola bir türlü giremedin mi? Yürümeye devam et… hep sabrettin ama o beklediğin hiç gelmedi mi? Sabırla beklemeye devam et… savaşmaktan yara bere içinde mi kaldın? Çok mu yoruldun? Biraz dur, dinlen ve kaldığın yerden devam et…
 
geceyi, gündüzü, yazı, kışı değiştiremezsin ama kendini değiştirebilirsin, denemeye devam et… sonradan kuşandığın silahlara güvenerek yaşama, hiçbir şeyin yokken sadece sen vardın… silahsız yaşa, kendinle devam et…

Onu sevmeden önce sen yine sendin, böyle her araba sesinde yüreğin ağzına gelmezdi. Gözün telefonda, aklını sürekli geri sarıp sorularının cevabını aramazdın. Sen, sendin çünkü, kendine aittin. Aştıkların aşacaklarının teminatıydı, şimdi ne oldu?

Yani elbette biraz özleyeceksin. Biraz kendini dağıtıp parçalarını oradan buradan toplayacaksın. Kaybettiklerini bulabilmek ümidiyle başka gözlere arayışla bakacaksın.
 
Onun dokunuşunu, gülüşünü, kokusunu, elini ve sesini düşüneceksin, özleyeceksin. Gayet normal… hiç kimsenin ve de hiç bir şeyin onun yerini doldurmadığını hatta dolduramayacağını zannedeceksin, tıpkı daha önce zannettiğin gibi… bu sefer başka, bu sefer gerçekten öyle diyeceksin… diyeceksin…

Her sabah uyandığında ve her gece uyumadan önce için onunla dolacak, biten bir yazı özler gibi, güneşi teninde özler gibi özleyeceksin. Kara kışlarda ve gri bulutlarda kalacaksın, üşüyeceksin. Uyuyabilmek en büyük eziyet olacak…
 
sen, yatağın ve yastığın, pencereden giren ışık, kimsenin haberdar olmadığı karanlık bir oda, senin kendini tükettiğin ve yeniden yarattığın yer olacak… kendine sorularından, nedenlerinden ve özleyişinden bir eziyet sunacaksın ve en sonunda yatağa girdiğinde soru soramayacak, özlediğini düşünemeyecek kadar sarhoş uyuyacaksın her gece… ne yapacağını bilmez bir halde dönüp durma!

Bugüne yeniden başla, unutmak için başla… Pencereni aç, soruların uçup gitsin, teninden armağan bıraktığı kokusunu yıka, buğuya yazdığın ismi kurumuştur şimdi, avucunla sil onu.

Kolay değil, olmayacak ki… ama olacak…

Ben… büyük şehrin küçük kadını. Biliyorum, birileri unutsa başkaları öğrenecektir adımı… geçtiğim yollarda ayak izlerim çoktan kayboldu, hiç kaybolmayacak sanıyordum… şimdi geçtiğim yollardan başkaları geçiyor, bu hep böyle…

Şimdi ben böyle kendime avuntular yaratıyorum ya, seni de unutacağım daha öncekiler gibi. Kendi halime bakıp aynada aynı şeyi yapmayacağım. İnandığım sözlerim benim can simidim. Boğmayacağım kendimi, tekrar çıkıp suyun üstüne yeniden nefes alacağım. Beni tamamlayan bir parça olmana aldırmadan eksik yanımı daha çok seveceğim senden.

Bir yılın dört mevsimi bitmiş gibi bakacağım sana. Mutluluklar, acılar, sevinçler, göz yaşları. Beklemeler, kavuşmalar, ayrılışlar ve biten bir yıl. Hoşça kal demek bir türk filminin son sahnesi kadar trajikomik olsa da… olsun… her şey oldurduğun kadar vardır…

Varlığın, seni kendimle oldurmak için, benimle olasın diye çabaladığım bir dünyaydı.

“senden ibaret”liği kaldırıyorum levhamdan. Hiç dinlemiyorum içimde bağıra bağıra ağlayan yanımı. Alışacak mecbur… hayalinin beni bir şizofren yapmasına da izin vermeyeceğim. Yok sayarak unutacağım seni… belki açılmayı bekleyen yüzlerce sayfayı karalayacağım ama hiç problem değil, artık biliyorum ki herkes birbirinden öğreniyor acımasız olmayı… herkesten çok kendimi önemsemeyi öğreteceğim kendime…

Ben, büyük şehrin küçük, küçücük kadını… Hiç istemedim büyümeyi ama zaman benimle aynı fikirde değildi… o yüzden olduğum kadar, oldurduğum kadar varım…

sen de öyle…

???

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/7/2009 - Yolunu Şaşırmış Martı

Image Hosted by ImageShack.us
Bir gece yarısı sahil kenarında geziniyordum
Gökyüzünde bir martı dolaşıyordu karanlığın içinde
Sonra durup diyordum ki kim şaşırmış yolunu
Dönüp bir ona bakıyordum bir de kendime.
Peki ne işim vardı gecenin vakti burada
Dalgalardan şarkı dinlemeye mi gelmiştim
Yoksa arsız denizi mi ziyaret etmeye

Yoo! bir kırgınlığı daha kaldıramazken yüreğim
Yakamozlardan haberini alıp geri dönecektim.
Hay Allah saat gecenin sonunu vuruyor
Yine kayıp toplamak istediğim yakamozlar
Bu kaçıncı gece,uçan yine aynı martı mı
Nerede senden haber getiren o parıltılar
Bir gündüz daha eriteyim bu sahilde
Ama bu son;takatim yok bir gece daha beklemeye
Yine geldi tepemde uçuşup duruyor o martı
Anladım şimdi benden önce toplayıp
Alay eder gibi uçup dans ediyormuş tepemde.
Aslında o şehrinden geliyordu her gece
Ve gerçekleri görüp söylemek istemediğinden
Benden önce yakamozları toplayıp gitmemi bekliyordu
Hangimiz şaşırmıştı yolunu bilmiyorum ama
Bir martı bile beni senden çok düşünüyordu...
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/7/2009 - İyi ki sevememişsin beni

Image Hosted by ImageShack.us

İyi ki sevememişsin beni
Yada sevmemişsin,
benim sevdiğim gibi
Hatta binde birini.
Bünyen zayıf senin
Çekemezdin çektiklerimi.

Dakikada yetmiş kez
Damarların patlatırcasına
Vücudunun her yanına pompalanmayı kalpten
Ve yanaklarını ıslatarak
Akmayı gözden
Çekemezdin sen.

İyi ki girememişim
Bu sıska ve uzun bedenimle
İçeri o kalpten.
Senin namına seviniyorum...
Sevincim
Yine sevgimden.

Neden mi?

Eğer kendini şaşırıp
Sevseydin benim gibi
Ve ben de
Senin yerine geçip
Yaşasaydım senin gibi seni
Gözlerinden beynine
Ve oradan kalbine inen
Virajlı ve çetin yolun
Bir dönemecinde
Amansız bir kaza geçirir
çok acılar çekerdin.
Başın dumanlanır
Alevlenirdi her yanın.
Geçtiğin her yer
cayır cayır yanardı,
bir kaç gün içinde
saçlarına karlar yağardı.
İçin içine sığmaz
İç savaş çıkardı sende

Aldığın nefeste,
Gördüğün her nesnede
Beni arardın.
Duyduğun her adım sesinde
Geleni ben sanırdın.

Rüyanın en güzel yerinde
Ellerimi çekince ellerinden,
Mermi yemişçesine
En nazik yerinden
Uykundan fırlarsın.
Ve hıncını
Yanı başında ki sigaradan çıkarırsın.

Telefona uzanır elin
Ruhuna su serpecek bir sesin
Seni rahatlatması için
Aramak istersin;
Araman yasaklanmıştır.
Sen yasaksındır.

Yasasızdır
Aslında bu yasaklar.
Saçmadır bahaneler
Ama dilden çıkmıştır artık
Kalbi yıkan kelimeler.

Her an
İçinde patlayan
Binlerce volkanın
Sende yarattığı depremlere rağmen
sırf ben üzülmeyeyim diye
Hiç etkilenmemişçesine
Rahat davranmaya çalışırsın.

Dağılan su
Kırılan bardağın etrafından ayrılmasa da
Bardak kırılmıştır artık.

Onun için
İyi ki yerimde değilsin
İzin vermemiş iyi ki prensibin
Ve iyi ki beni sevmemişsin.
Sen
İlk baharın
İlk çiçeği gibi nadidesin.
Dayanamaz kırılırdın
aldırmaz tavırlarıma













alıntı

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/7/2009 - Ve Gittin

Image Hosted by ImageShack.us
Sabah Ezanlarından Sonra Okunan Selanla Bitti Bu Masal
Gökten Düşen Tek Bir Elmayla
Başladığım Yere Döndüm.
Öğütlenen Ve Örgütlenen Bir Yalnızlıkla
Hiç Hatırlanmayacak Günlerin İçindeydim İlk Zamanlar..
"Gidersem" Diye Aklından Geçirdiğin
Günlere İhanet Başladı Sonrasında..
İkisi Hariç

Gittin Ve Sesini Çok Özledim
Doğru.
Parmaklarımı Kırdım Telefonlara Uzanmamak Adına.
Gittin Ve Sen Gibi Kimseyi Sevemedim.
Sen Bana Gölgeni Bırakmıştın
Bede Sana Kefene Sarılı Yüreğimi
Birbirimize Verdiğimiz
Hayat Hediyelerimiz Bu İkisi İşte..
Hiçbir Akıl Hastanesi Kabul Etmedi Beni
Yanılmamıştım
Aşkın Akılla Bir Alakası Varmıki Kabul Etsinler..
Şaşırttım Seni
Gidersem Diye
Aklından Geçirdiğin Düşüncelere
İhanet Ettim..
Gittin Ölmedim
Acıları Bana Akan Sevgimde Boğulmadım
Zamanla Unutursun Diyenlere İnat
Yokluğunu Varlığına Çevirerek
Zamanları Büyüttüm
Gidişinin İntikamaını Alındım
Sermedim Kimsenin Yoluna Kendimi
Yarısızlığa Yakışır İntiharları Seçmedim
Zarar Vermedim Sana
Ve Sana Yakın Bütün Bir Hayata
Gittin
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/7/2009 - Bırakmak kendini yanına

Image Hosted by ImageShack.us
                Bırakmak kendimi yanına

Bırakmak kendimi yanına

Bırakmak kendimi yanına
Gökyüzünden geçen kuş tayyare kadar bile olsa, ne fark eder? .. Çöplüğünde eşelenen topal tavuk, elbet ondan evlâdır! ..
*
Gider birileri...
Çünkü, gitmesidir gereken!
Kalmak; kalabileceğine inanmakla başlar...
Kalmak ise savaştır. Savaşçıya örnek; Osman'dır. Hani geri dönen ve düşmüş başını alıp, koltuğunun altına sıkıştıran Genç adam! ..
*
Sor şimdi kendine; sen, onun için nimet misin, külfet mi? ..
Arkada kalan yarısını dürüp, kendi yârına gidiş hangi adımlarla yapılır? ..
Ve hangi adamlar tarafından yapılır? ...
*
Gönüldür yedeğinde 'adamlığı' götüren! ..
*
Yarın, yârı sarınır;
Yârı yarı'n bildikçe! ..
*
Gökyüzünden geçen kuş tayyare kadar bile olsa, senin için fark etmez...
Sen, elinde kalanlara bak ve kalacak olanlara!
Çünkü gider birileri, çünkü gitmektir birileri için gereken.
Çünkü kalmak;
Kalabileceğine inanmakla başlar!
*
Saysam 'gidiş' sebeplerini bazen kırıcı olur, ya da ayıp olur, veya yersiz olur, yahut erken olur, , , hatta belki söz için çok geç olmuştur artık...
Halbuki beraberlik;
İki kişinin, iki bacak gibi yan yana yürüyebilmesidir! ..
.....
Biri topuklu ayakkabı, biri terlik giymeden... Biri şu kadarcık adımlar, biriyse nah bu kadar atmadan...
Eşit ve denk ve uyum içinde kalabilmektir beraber olmak!
*
Kenenin köpeği sevmesi aşk değildir. Devenin eşeği sevmesi aşk değildir... Balığın solucan sevmesi aşk değildir...
Aşk; kalmaktır...
Ya da daha açık olarak;
Bırakmaktır kendini yarin yanında! ..

Muammer Erkul
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/6/2009 - Yasla basını omzuma

Image Hosted by ImageShack.us




İçinde biriken bir umman gibi olan kederlerin en acımasız olduğunda sonuna bir nokta koy ,
Doyasıya ağla bu gün
Yaslanki yasama duyduğun umutsuzluğun,çaresizliğin
Verdiği acıları gözyaşlarınla sil bu gece kalbinden
Yasla basını omzuma;
Anlat herseyi seni üzen ne varsa,kimsesizim diye aklından geçmesin üzüntülerini yanlızlığında gizleme,
Hiç ummadığın anda hayatından cıkanların ızdırabını kendine yükleme,verilen emanetin iadesidir bu
Yasla basını omzuma;
Düşün,hisset,içinde yeşeren gülleri seyret doyasıya kokla,baharda canlanan hayatla gelen güzellikleri izle
Yaradanın sana verdiği bu hayatı istenildiği gibi yaşa
Yasla basını omzuma;
Hayatın sana verdikleriyle ve senden aldıklarıyla yetin,
Omuzlarında tasıdığın yukun ağırlığı hissettikçe çoğalır
Çoğaldıkça ağırlasır,bir günde herseyi olduğu gibi kabullen değer verdiklerin seni bu uzun yolda yanlızlığa sürüklediğinde,yaradanın;her nefes alısında
İçinde olduğunu düşün
Yasla basını omzuma;
Yorgunluktan düsen basını ağarmış saclarına inat bir
Kez daha dik tut! içinde kopan fırtınalara bir set cek
Ve aldığın nefesin değerini, sana hiç düsünmeden her seyi vaadeden,bütün bu olumsuzluklara rağmen
Yaşananlara rağmen sana yanlız değilsin diyeni
İdrak et !!!!!!!

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/5/2009 - Aşka kılıf aranmaz! ..

Image Hosted by ImageShack.us
Bulutlara dolaşmış bir uçağın, rüyalarında “hava limanlarını” görmesinden ne farkı var ki; burnunun, sabahları “kızkulesi” diye sızlamasının? ..
Kızkulesi, , , mıknatısındır;
Seni bana bağlı kılan! .. 
Kaybolmuş gemiler için; uzaak, zayııf, cılıız, titreek, soluuk ve soğuuk bile olsa, bir deniz feneri ışığının ne demek olduğunu anlıyor musun şimdi? ..
Duyuyor musun, soğuğu? ..
Üşüyor musun, korkuyor musun; titriyor musun? ..
Hadi, dokun sesime! ..
Tut, nefesimi; ve oğuştur, ısıt ellerini! .. 

Savrulurken dalgaların arasında;
Ne altından geçsin “Hüdâyi yolu”, ne üstünden...
Sen de geçme;
Koy gönlünü, huzûra! ..

Ben... Aşka kılıf aramam! ..
.....
Kendimden ve zamandan ve mekândan çaldığım bir ödülse bu sevda;
Saplarım yüreğime...
Sen kanarsın içimde! ..
Senden ve benden bile aldığım bir ödül isen eğer; saplanırsın içime! ..
Kılıfın “ben” olurum...
Aşka kılıf aranmaz! ..



Şimdi, ben... Çatlamış dudağıyla yalvarırken tarlalar, içindeki çiçekler bükerlerken boynunu... Elbette rüyalarınım senin...
Her gece kim ağlıyor karanlığın içinde; kederlenen toprağa, içini süzen bulut gibi? ..

Biliyor musun; dibi kayalık bile olsa, “huzur’dan gelip huzûra giden” yolun kıyısındaki şu garip Kızkulesi, kız kulesidir; seni bana mahkûm eden! ..
Söyledik ya... Dedik ya; aşka kılıf aranmaaz!
Ne çaldı isen benden; hediyem olsun...
Sen... Yüreğimde saplı kal;
Başka talebim olmaz! ..
 

Muammer Erkul

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/1/2009 - Yoklamaya Geldim

Image Hosted by ImageShack.us




Toplamaya geldim; lacivert gözlerine düşürdüğüm yıldızlarımı! .......

Toplamaya geldim...
Ve göz yaşlarım gibi onları biriktirip avuçlarımda;
Koklamaya geldim! ..

Geldim... Geldim işte;
Lacivert gözlerine düşürdüğüm yıldızlarımı toplamaya geldim...
.....
Geldim! ..
Gözünün bebeği gibi kalıp kalmadığımı...
Ve yani;
Enginliğinin ortasında beni sarıp sarmadığını hâlâ, bir küçük karacık gibi;
Yoklamaya geldim! ..

Fırtınalar koptukça içinde; tutulmaz...
Ve sen çıldırmış gibi döndükçe etrafımda, başımı döndürerek... Ve sen, çırpındıkça ayaklarımın, dizlerimin dibinde...
Ve sanki yutmak istercesine beni, ve içine almak istercesine üzerime abanıp; savrulan ıslak saçlarını kaçırdıkça omuzlarıma...
...Oklamaya geldim; zamanı gözlerinden! ..

İşte o an;
Bütüüün, , , sesler, , , vuruldu, , , canevinden! ..
.....
İşte o an;
Karaya kesen âlemden bir tek yıldız damladı bitmeyen bir düşüşle...
Bir tek yıldız damladı;
Masmavi! ..

Aslında ben ağlamayı bilmiyordum, biliyor musun;
Sen, öğretinceye kadar!
.....
Aslında ben; yıldızlarımın ışığından çekeceksin sanıyordum kendini, tırmanacaksın sanıyordum göğsüme doğru...

Sen, tencerenin kapağında sanıp her ışıltıyı, üstelik gördüğün parıltıları da içindekilerin

buharından bildin...
Kaynadın sonra bu yüzden;
Üstünde ve altımda ateşten bulutlar uçuştu, yakıcı! ..
.....
Seni değil, senden gelenleri zaptedemedim!

Biliyorsun...
Sonunda döküldüm üstüne pırıl pırıl;
Ama ben “kara”ya kestim! ..
.....
Biliyorsun;
Geldim işte yine sana...
Geldim, ama;
Lacivert gözlerine düşürdüğüm yıldızlarımı toplamaya geldim...
Sadece yolumu görecek kadar;
Gözlerine dökülen yıldızlarımdan toplamaya geldim...
 

Muammer Erkul

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/9/2008 - HOŞÇAKALIN..

Image Hosted by ImageShack.us


Merhaba diyerek başlamıştım blog yolculuğuma..’’merhaba’’ benden zarar gelmez cümlesinin kısaltılmışıydı..
kah neşelendim kah hüzün biriktirdim sinemde..
artık gitme vakti geldi..
merakta kalmayı hiç sevmedim,sevmediğimi başkasına yaşatmayıda..
gitmeye karar verdim veda etmeden gitmek yakışmayacağı için son bir kelime ile kapatıyorum bu sayfayı ‘’HOŞÇAKALIN’’dostlar.
Hakkınızı helal edin..

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/9/2008 - KABUL edilen

Image Hosted by ImageShack.us


Herkesin icinde sabırlı bir tohum gibi kendi kozasında saklı duran bir aşk yatar, bir gün bir günes parlar, bir yağmur düşer ve tohumun çatlayıp çicekler açtığını, ruhumuzun rengarenk bir agac gibi rüzgarlarla dansettigini görürsünüz.
Sonra(...) O rüzgarlarla danseden çiçekler, bazen manasız kaprislerle, yanlış anlamalarla, hoyrat fırtınalarla örselenip, yeniden insan ruhuna dökülür ve bu kez acının tohumları olur aşkın çiçekleri. Zakkum yeşili çiçekler halinde büyüyüp, içinizi yakıp kavurur. Aşka lanet eder, unutmaya çalışır, acıyı öldürebilmek için aşkıda öldürmeye uğraşırsınız. Ve unuttukca bir şeyler eksilir sizden. Acıdan kurtulabilmek için eksilmeye bile razı gelirsiniz(...) zamanla, hayatın geniş bir bahçe olduğunu, yalnızca sevincin yada yalnızca acının çiçeklerini değil, kaçınılmaz olarak hepsini birden içinde barındırdığını, çiçeklerin bir kısmından vazgecmenin bahçenin bütününden vazgeçmek olduğunu anlar, bahçeyi bütünüyle seversiniz.
..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/8/2008 - gelmeyeceğini bilerek beklemektir aşk!

Image Hosted by ImageShack.us

ya sen konuşacaktın
ya da...gece ben üzerime ay
düşen düşte hangi ayrılığıma
susacaktım?


(Kadri Karahan)


Mavi bir yalnızlıksın bende. Denizden rica ederek aldığım bir emanet yüreğimin saklı koyunda. Susmak istemesem de susuyorum ve kızıyorum zorunlu uzaklıklara. Bir yanlışlık olmasın, elbette barıştım aşkın yabancı, huysuz ve uzak diliyle. Ama yine de ağır geliyor bazen palamarı çözmek ve açılmak kıyısız limanlara. İnsanız sonuçta, an geliyor özlüyoruz konaklamayı, kalmayı, “kal” denmesini. Kim istemez yorgunluğunun sıcacık ellerle temizlenmesini?..İstemem deme, yüzünden aktığım gün sana değdi düşlerim, yüzümde resimlenmedin, deme.

erimemek adına bütün şeker biriktirmelerim
siz bilmezsiniz, ben bilerim acıları
kanatmadan

Ağlara takılan ağlamalarım kadar genç kaldım vedalarda. Balıkçı motorlarına sakladım huysuz bekleyişlerimi. Sabah ezanlarında sabahladım ve tazeledim umutlu dualarımı. Kimseler görmedi birikmişliğimi, evinin önünü süpüren, yetmiş yaşını saçlarında gizleyen Anna teyze bile. Dilinden düşmeyen Rum türkülerinde ağladım, anlamını çözemediğim kelimelerin ağıt yakan seslerinde. Bilir misin, şarkılar her dilde anlaşılır, her dilde aynıdır sevmeler.

Şiirlere gömülüyor dudaklarım, mısralar boyu yalnızım işte, tıpkı mavi bir yalnızlık oluşun gibi bende. Engin Turgut yazmasaydı, ben de aynı şekilde sana dökülebilir miydim sence?

“size her gün zarfsız mektuplar yazar,
gönderemediğim için pula dönerdim! siz

acı bir şarap, zalim bir bahane, başkasının
kuğusu değil miydiniz?”

Ya geç kalırız ya da erken geliriz hayata, aşk adına başka yollara sapmak, başka göllerde yüzmek hep mavi yalnızlıklar adına. Göndermediğimiz, göndermeyeceğimizi bildiğimiz ama yine de yazdığımız pulsuz mektuplarda akarız sevgilinin kuytularına. Çünkü mektuplarda bize aittir aşk, başka kollarda olduğunu düşünemeyeceğimiz kadar. Çünkü sevmeler, kalemimizden damlayan bir duadır inatla beklenene, gelmeyecek olsa bile. Sen de bir duasın dilimde, mutluluğun için her gece yüreğimden gökyüzüne gönderdiğim masum sessizliğim işte.Bu defa aklıma Akgün Akova düşüyor; “ sevişmeden seni seviyorum diyen kadınların sevgisine inanmıyorum” diyor. Haklı sevda direnişi, anlamlı bir sürgün ten çıkmazlarında, aleni bir itiraf. Ama sen bana inanabilirsin tüm kalbinle. Sadece bedeninle değil, gözlerinle, ruhunla, sessizliğinle, yorgunluğunla ve direnişinle, arlı arsız kelimelerinle, kırılgan teninle, masumiyet abidesi uykunla, hala okulu kıran çocukluğunla, sevimli haylazlığınla, gülüp geçtiğin sakarlığınla, inadına aşk kokan uzaklığınla seviştim, seninle beraber Sen nehri gibi akan kahkahalarınla. İşte bu yüzden daha çok inanabilirsin seni sevdiğime, sensiz isimlenen sevişmelerime. Mavi bir yalnızlıksın, dudaklarımda tazelenen ruj izlerinde.

Ağlamak istiyorum ama sıkışıp kalıyor göz yaşlarım derinlerimde. Benimle hep uğraşan hayatı sevdim ve bu yüzden sevginin acı tarafında yıkılıyorum bazen. Özlemlerimin hep uzakta olması büyüttü belki de yüreği ama artık büyümekten de yoruldum. Özne olmayı beklediğim cümlelerin yükleminde sıkışıp kalmak terletti belki de. Ellerim kavuşmaya meyilli, yani sana, yani özlediğim her uzaklığa. Ertan Mısırlı yanaşıyor yanıma, Cemal Süreya’ya seslendiği kelimeleriyle;

“aşk dedim sana Cemal abi!
ırmağa ilk taşı atan sendin
sakladım içinde suyun sesini
bu yalnızlığı ben istemedim
kalbim, alışmalısın daha büyük sarsıntılara”

Canım sıkılıyor ve canımın bir posa haline getirilmesi kimsenin umurunda değil. Zaman zaman kapıma uğrayan gitmek arzusu yine zile bastı, açıp açmamak konusunda kararsızım. Ne istediğimi sorsan, gitmekten yana olduğumu belki de en saf haliyle sana itiraf edebilirim. Nereye mi? Kendime gitmek istiyorum. Düşlerime, dokunmak istediklerime, koynunda kalmak istediğime, huzura...Beni benden alan sende dinlendirebilir misin? Bak ne diyor Oğuzhan Akay, “ sen büyük bir aşka halayıksın çocuk / benimse gidecek yerim yok kendimden başka” Beni elimden tutup kendime getirir misin? Mavi yalnızlığım, benden yana düşer misin?

seni sevmelerin portakal durağındayım
soydum düşlerimi
çıplak sensizliğim çarptı aynaya
kapattım ellerimle yüzümü,
acıtmadım

Nerede yüzüm gülüyorsa biraz da oralıyım. Terminaline girdiğim her şehirde bir bakış bıraktım sulanmak üzere. Yine de bilmiyorum nereye ait olduğumu, aitlik diye bir şey var mı yalnızlığım? En çok İzmir kucakladı beni, en çok İzmir sarıldı, en çok İzmir bekledi, belki de bu yüzden en çok İzmir’in kadınıyım. Birinin kadını olmak yaraları temizler mi süt dökülmüş dilim? Deli kanlı umudumun tahliyesi için bir imza da sen verir misin? “belki değil mutlak umudu paylaşırdık” diyor Düş Sokağı Sakinleri, umudumu beklerken duvara benimle çentik atar mısın? Mavi yalnızlığım, umudumu paylaşır mısın?Kalemi de şarkıları kadar keskin kadın, Umay Umay, nasıl da güzel döküyor aslında benim de dökmek istediklerimi;

“..sana iyi şeylerden bahsetmek istiyorum, iyi olan şeyler, iyi ve uzun olan. Bizi sevgi dolu ve güçlü yapan şeyler. Gülmeyi yeni öğrenen bir kız çocuğu gibi acemiyim. Sana anlatacak doğru dürüst bir gerçek ya da avutacak kadar güzel bir yalan bulamıyorum. Sadece seni hayatımda üç kez görmüş ve unutamamış olabilirim. Sadece seni sevmiş olabilirim..”

Sabah olmak üzere, birazdan gün doğacak tatlı sessizliğiyle. Uzaktasın, senin yürüdüğün sahilde de gün aydınlanmak üzere mi acaba? Öyleyse yeni doğan gün için benim adıma bir ‘merhaba’ bırakır mısın denizin kenarına?

Ne çok susuyoruz, ne çok ama. Oysa kelimelerimiz var dolu dizgin, gözlerimizde yazılan hikayeler var, koşarak gelip de bize sarılan imgelerimiz var, gülüşlere bağışlayan lirik sarhoşluğumuz var, ıslak öpüşlerle kutsadığımız şiirler var...Ne çok susuyoruz, ne çok kalabalığız ama. Neyi özlüyorum, neyi arıyorum diye düşünürken, sessizce yanaşıyor yanıma Yılmaz Odabaşı, başımı sallıyorum geçerken kelimelerinin içinden: “....sonra gelip geçen her sabahla öyle susadım ki yüzüne yokluğunda...yüzünü özledim, yüzünü... anlasana...” Derin bir yanıt bırakıyor suskunluğumda, yüzünü ararken beyhude bir özlemin içinde. “ İnsan sevince birdenbire ağlıyor”, diyor, insan sevince birdenbire susuyor belki. Birdenbire susturuluyor belki de. Mavi yalnızlığım, yüzünü özledim, yüzünü, anlasana.

Şarkılar geçiyor yüreğimden, usul usul, uslanmadan, dalgalanarak kimi yerde. Uzakları getiriyor, eritiyor, dinlendiriyor, en azından bir süre. En azından şarkılar var mavi yalnızlığım, en azından yalnız değilim notaların içinde.

söylediğim bütün şarkılar sarhoş
yalpalıyor notalar dilimde
şişeleri ben değil,
çocuklar devirdi ve kaçtı
yalanlarım ergenlik çağında, bakire

Yalnızlık aslında en kalabalık anlarımız değil mi zaten. Düşlerimizin kulaç attığı zamanlar, kuşların göğsümüzde uçtuğu, denizin bedenimizde köpürdüğü, vedaların elini uzatamadığı zamanlar değil mi? İstediğin yere gidebilirsin, istediğin kadar uzakta durabilirsin, istediğin kadar susabilir ve istediğin koyda kalabilirsin. Beni merak etme, şarkılarım ve gülümseyen yalnızlığım var. Deli eden yansımalarım, her gün yeniden ‘merhaba’ diyen yüreğim, sapına kadar haylazlık kokan çocukluğum var. Sanki sesimi duymuş gibi konuşuyor Azime Akbaş, sesime ses verir gibi;

“mor özlemlerin dağınık yüzlü masalıydın sen
söylenmeyen
iri ve maviydi zamanların
yıldız yıldız özlemdin, vuruldum çocuk tavrına”

Artık kabuğuma çekiliyorum dökmek için eteğimdeki şiirleri. Dudaklarımı ıslatan taze gülümseyişler doğuracağım seni içimde sonsuza dek koruyarak ve kor vedalardan alabildiğine uzakta tutarak. Sen sus ama yüreğimdeki sesine dokunma, o hep konuşmak isteyecek. Biz böyleyiz, düşler ve düş sesleri içinde, kırılgan yanlarımızı bileyerek, sevgiyi keskin tarafından yaşamayı seçeceğiz. Biz, düşlerim ve ben, seni durduk yere özleyeceğiz. Mavi yalnızlığım, özlenmek seni rahatsız etmez değil mi?

balıklara kanat takarsak, uçururlar mı bizi suların karanlığında,
merak ediyorum
komik aldanışlar kulübünde şarkı söylemiyorum artık,
sana söylüyorum

gelmeyeceğini bilerek beklemektir aşk!

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/8/2008 - Şehitlerime.........

Image Hosted by ImageShack.us

Sekiz yaşında bir şehit çocuğunun haykırışları......;
 
Yine seni özledim. Yine aklım karıştı baba... Özlem aklı karıştırır mı? Bunu öğretmemiştin bana.
Bugün benim doğum günüm.Şimdi sekiz yaşımdayım.Büyüdüm erkek oldum ama hala anlamıyorum sen neden yoksun baba.Önlük bana çok yakıştı. Senin hep görmek istediğin gibi pırıl pırıl bir öğrenci oldum ama sen göremedin, üzgünüm çok üzgünüm baba...
Karlı bir kış günüydü. Seni bir tabutun içine koymuşlardı. Yine çok yakışıklıydın. Derin bir uykuya dalmıştın. Çağırdım defalarca seslendim sana,cevap vermedin küstüm sonra. Hani söz vermiştin. Kartopu oynayacaktık ilk kar yağdığında.
 
Hava çok soğuktu ama babannem ağlarken "oooyyy ciğerim yanıyor" diyordu.


İnsanın ciğeri nasıl yanar baba?


Çok büyük bir kalabalık vardı. Herkes ama herkes ağlıyordu.
Hep bir ağızdan "ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ" diyorlardı.
Sen şehitsen ölmüş olamazsın.


Ölmediysen nerdesin baba?


Kocaman bir Türk bayrağına sarmışlardı tabutunu. Sen onu hep göklerde görmek isterdin. "Kutsal sevdam bayrağım" derdin ya hani. Nedense biraz da kıskanırdım o zaman seni. Affet baba. Peki neden anlamıyorum hala.

Şimdi sen öldün mü? O zaman vatan bölündü mü?

Çok karıştı aklım baba. Vatanı kim bölmek ister ki. Bu büyük günah değil mi?
Dedem anlatırdı ya hep "benim dedem Çanakkale'de şehit oldu vatanı kurtarmak için" derdi ya... O zaman büyük büyük dedem yok yere mi öldü? Neden tekrar vatanı bölmek istiyorlar baba?
Hani okula gidince her şeyi öğrenecektim. Bunları neden öğretmiyorlar baba?
Bildiğim tek şey var.
O da sen yoksun yanımda.
Annem çok özlüyor seni biliyorum. Babanla gurur duyuyorum diyor. İnsan gurur duyunca ağlar mı? Özleme alışır mı baba?


Peki, gurur senin yerine kardeşimi koklar mı? Beni maça götürür mü acaba?


Biliyor musun baba,benim ciğerim yanmıyor, elledim sıcak değildi fazla. Hem duman da çıkmıyor. Ama içimde bir yer var. Seni her düşündüğümde orası çok acıyor, sızlıyor, sanki kopacakmış gibi oluyor. Sanki birileri devamlı kalbimi sıkıyor. Galiba sen yokken hep hasta oluyorum baba.

Bu acı nasıl diner? Ellerin ellerimi nerde bekler? Koşabilmek için seninle yollar bizi nasıl özler? Vatanı hangi canavar böler? Onlara senden başka kim dur der?

Gel de anlat bana. Anlat,öğret ki bende şehit olayım baba...
 

yazarı

tüm şehit çocukları

hayırlı kandiller..
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/8/2008 - Kızkulesinden Geliyor Öldüren Darbe

Image Hosted by ImageShack.us

 

Bir bank üzerinde sessiz oturmuşluğum
Kızkulesinin kısık gözlerle etrafı süzmesi
Kafamı kaldırıp uzaklara doğru bakarken
Denizdeki karanlık fırtınada seni bulmuşluğum
Duyduğum her seste,gördüğüm her yüzde
Seni aradığım o koşuşturmadaki yorulmuşluğum.
Bir bank üzerindeyken bakıyorum etrafıma
Martılar bile karanlıkta tek tek uçmakta
Yanıbaşımdaki büfede derinden bir sevda şarkısı
El ele,göz göze geçen sayısız çift
Ve daha nice görüp hatırlayamadıklarım.
Ama kızkulesi hala bakıyor karşıdan bana
Aklıma birden çok sevmişliğim geliyor
Yakıyorum bir sigara çıkarıp cebimden
Elimde büfeden aldığım demli çayım
Üstelik buz tutmuş henüz yarısında
Seveceklerim de o kadar meçhul değil hani
Ya sana benzeyecek mutlak bir yanı
Ya da attığı okla kalbimden vuracak
Sana benzese de yeter bana aslında
Bu kadar çok ok üstüste binmişken
İnanmışım bir okluk boşluk bile kalmadığına
Tam karşıdan kızkulesi geriyor bir anda yayını
Sert birşey çarpıyor göğsümün orta yerine
O kadar okun varlığına aldırmadan
Sanki ilk kendi vuruyormuş edasıyla
Bir okluk yer açıyor yüreğime ansızın
Derken bir gülücük süzülüyor yanaklarımdan
Vurulmuşluğum vurmuşluğumu ezip geçiyor
Oysa kızkulesi uzaktan kısık gözlerle bakarken
Saklamış arkasına en tanıdık silahını
Şöyle bir bakıp beni seçerken aradan
Uzak hayallere daldığımı farketmiş olmalı
Denizdeki karanlık suda seni buluyorum
Bir ok daha gelip değiyor göğsüme
Bankların üstünde tekrardan soluyorum
Aldığım bu darbeyle sağa doğru yatarken
Kan revan içinde yere devriliyorum
Devrilirken aklıma gelip gezinen o soru
Nedense her düştüğümde bildiğim tek şey
Yar! ben bir tek seni düşünüp,özlediğimde vuruluyorum...

alıntı

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/7/2008 - Neden Yoksun?

Image Hosted by ImageShack.us
Bir yıldız sağanağı ve bir yanım veda..
Bir ateşin içinden gülümseyebiliyorum sana..

Çünkü senden öğrendiğim aşk bende bir sadakat..

Tanıdığım bir şey bu bulutlar,ulvi bir el tarafından ağlayabiliyorsa..
Beni de ağlat demeliyim..

Her an birden bire bir sadakatle gelecekmişsin gibi..

Yüzümdeki hazana bak sonbaharın son gününde doğmuşum gibi..

Neden yoksun..Neden parmaklarında kavizler çizmiyorsun artık..

Bilmiyor musun artık bütün eşyalar benimle alay eder oldu..

Bütün sevdiklerimi başucumda görme isteğim bile suç..

Yoksun..Ve perdeleri siyaha soyunan bir günle karşılaşıyorum yok oluşunu..

Şehrin ilk simidini ben yedim..Bütün karlar suskunluğumun ve sensizliğimin üzerine beyaz yalnızlıklar örtüyor..

İlk çayını ben içtim bu şehrin..Sen yoksun..

Yitik bir şehrin korkularını emziren bütün gecelerini buğulu bir camdan seyrediyorum..

Sonun nerede olduğunu bilmeden ve zahir bir hayata feryatlar bırakarak aşikar cümlelerle sinsi ızdırapların ardına ismini kazıyorum..

Bu yüzden anımsadığım Zühre ve bu yüzden adına zahir cümleler bırakmam..

Bir adın kaldı dayanabildiğim hüzünlerden..

Kimi zaman gidenler unutmaz geride kalanları beni avutan..

Kimi zaman evet son kez git ve bir daha dönme kalbimi yıkan..

Dokunduğun yürek aynı marur bakışlarınla izliyorsun bu şehri..

Yüreğinde yas diye tasvir ettiğin ayrılıkların bir gün nefesini senden alacağını hiç düşünmedin..

Adımlarını ne de çabuk sıklaştırdın gitmek için ve neden acele ettin haykırışlarını çığlıklarına adamak için..

Gözlerim kan dolu izliyorum seni..

Bir yerlerde hala varsın biliyorum..

Sen yoksan bu şehri ölümler kuşatır ve bazen bekleyenler değişir adını haykırmak için..

Sonra adın mor mürekkeplerle kazınır vaktin dar ağacına..

Ama her şeyden önce yalnızızdır bilirsin gitsen de yalnızız kalsan da yalnız..
<******>
Bu şehir özlediğim bir çift göz için ayakta sanki..

Sanki müptelası olduğum puslu bir gökyüzünde gözlerin..

Sanki bir uçurum düşüyor avuçlarından..

Kaç bahar oldu söylermisin..

Bir sığınma duygusuyla sana topladığım güller gideli kaç bahar oldu..

Ebediyen ölmeyecek ruhumun bir şehri var sende..

Kahraman Tazeoğlu
'nun
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/7/2008 - Üşüyorum... Bana kendini hatırlat!

Image Hosted by ImageShack.us


Üşüyorum... Bana kendini hatırlat!

Ya da ben, bir zamanlar sana yazmış olduğum mektubu okuyayım; koynumdan çıkararak...)

 

Soğuk;

..oğlak gibi diridir...

El değmemiş, dil değmemiş filizlerle beslenen bir beyaz oğlak gibi, dipdiri!..

 

Soğuk; ısrar üstüne, tutku üstüne, vazgeçmeyiştir ve soğuk; önünde durulmayıştır!..

Soğuk; teni deleer, cana değer ve candaki canana erer...

 

Ben?..

İçine girmek isterdim ben, soğuk gibi...

 

Israrla ve tutkuyla, vazgeçmeden ve kaçılamadan;

Sen, benim oluncaya kadar ve sen, ben oluncaya kadar sana sirayet etmek isterdim...

Senin benden gayrın ve ayrın ve farkın kalmayıncaya kadar!..

 

Soğuk; oğlak gibi diridir...

El değmemiş, dil değmemiş filizlerle beslenen bir beyaz oğlak gibi, dipdiri!..

Soğuk; siyahı beyaza döndürür, kirliyi temize...

Bazen, geceyi bile gündüze!..

 

Soğuk, girmek ister içine; savunulan kalenin, ve içine girmek isterim ben, soğuk gibi!..

 

Soğuk; emerek değil, kendini emdirerek sindirir seni...

Soğuk; alarak değil, kendini vererek sahibin olur!..

Soğuk; bir oğlak gibidir, dipdiri...

Ve seni de iki büklüm, süklüm püklüm etmeden fetheder;

Kendi görülmez, sende görülür!..

 

Soğuk avuçlar seni; bir çelik hançer gibi kendi kalbine saplar...

Nedir aşk;

Bu değilse?..

 

Ve ben, nasıl istemem; sana sirayet etmeyi, soğuk gibi?..

Nasıl istemem; sana dahil olmayı, karışmayı, sinmeyi?..

Sen olmayı içinde, ve ben bulmayı kendime?..

 

Been,,, ben;

İçine girmek isterdim ben, soğuk gibi!..

 

(-Ben de parmakların dondu da bana yazamıyorsun sandım, yoksa sen beni unutmazdın!

-Unutsaydım, donardım!)

 

 

 

 

Muammer Erkul

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/7/2008 - ..........

Image Hosted by ImageShack.us



Regaip Kandili’niz kutlu olsun

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/7/2008 - Gözlerim İstanbul'dur Benim

Image Hosted by ImageShack.us




Gözlerim İstanbul'dur Benim



İstanbul’un gözleriyim ben

Hırçın ruhumun ötesinde ağlıyor İstanbul

Bir vapur kalkıyor Eminönü’nden

Balık ekmek kokuyor tekneler

Uçsuz bucaksız gökyüzü,martılar

Ve huzur veren mavi

Çocuksu bir mutluluk,büyümüşlüğün telaşıyla

İçilen sıcak bir çay

Üsküdar iskelesinde

Nazlı bir gelin edasıyla

Karşımda duruyor Kızkulesi

Arkamda hasret rüzgarları esen Haydarpaşa



Toprağın buram buram tarih kokuyor

Dikilitaş’tan Ayasofya’ya

Gözlerimi yumdum

Süleymaniye’de yem atıyorum kuşlara

Gözlerimi açtım

Eyüp Sultan’da ellerim duada

Ortaköy’de alıyorum her zaman en derin nefesimi

İçime çekiyorum tüm aşklarımı



İstanbul benim gözlerim

Bazen isyankar Beyoğlu bazense masum Maçka

Aksaray’dan bir dolmuş yol alıyor bilinmeyen aşklara

Laleli’de yitirilen duygularla

Eline ver diyorum yalnızlığıma

Elini ver diyorum köprü altındaki çocuklara



Çamlıca’daki özgürlüğümle

Sokakların ışıl ışıl aydınlanıyor

Varoşlarında ısınıyorum

Tarlabaşı’nda küskünlüğüm bırak bende saklı kalsın

Geceleri gezen bozacılarını özlüyorum

Senden ayrı düşmek ne acı

Bir ananın yavrusunu özlemesi gibi

Kokunu özlüyorum

Umut

Ekmek

Yürek

Azim

Ruhum İstanbul

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/5/2008 - Gülüşlerinle Alkışla Beni

Image Hosted by ImageShack.us

 

Satırlarından geldim birkaç saat önce...Uzun zamandır okumadığım ve özlediğim satırlarından.Sessizliğin fazlasıyla konuşkandı. Beni bir zamanlar anladığına inandığım satırlarından geldim, yürekli sevginden...Okudum seni, hasretle ve sevgiyle..Ama ben senin, artık hiç yazışmayacağımızı bilen satırlarından geldim. Düşlerin nerede sevgili, düşlerini göremediğim satırlarından geldim. Korkuların ne zaman bitecek sevgili..? Düşlerin ne zaman gün ışığına çıkacak..? Ve sen nereye yerleştirdin sana verdiğim güzel sevgimi..? Ört üstünü ne olur, üşümesin ve gösterme kimseye. Özenip, beğenip almaya kalkmasın. Bari sevgim sende kalsın. Çünkü ben senin, artık beni istemeyen satırlarından geldim. Beni aramayan, merak etmeyen ve özlemeyen satırlarından. Gülüşlerim sende kaldı demiştim, doğruymuş. Seni okurken birden gülmeye başladım. Tekrardan yanıma almak istedim, size ihtiyacım var dedim, gelmediler. Ve ben senin, gülüşlerimi alıkoyan satırlarından geldim. Görüyorsun işte, sadece ben sevmemişim seni. Bana ait her bir güzellik seni seçti, senin yanında kaldı.Bana sadece ben kaldım gibi. Artık biliyorum, belki de seni kimsenin çözmesini ve tanımasını istemedin diye, o kapalı kutu gibi kapattığın yüreğini kimse anlamasın diye bıraktın beni. Sen aşk adamısın, sen her mevsim aşık olmalısın, bu yüzden, daha fazla yakınlaşmak adına korktun. Birine tekrardan yakın olmaktan..Bu yüzden bana bir ayrılık hediye ettin, beni bana bıraktın, sen sana kaldın. Ben senin, sana kalan satırlarından geldim sevgili. Sadece sana ait olan satırlarından...

Biliyor musun, hiçbir zaman çözmeye çalışmamıştım seni. Konuşmalarının arasına sıkıştırdığın cümleleri aldım sadece senden. Her görüşmemizde “benden yana hiçbir zaman kuşkun ve korkun olmasın” diye başlayan cümlelerini aldım. Korkuyorum derdim ama sen sürekli sana inanmamı ve güvenmemi isterdin ve biz oturup saatlerce konuşurduk özlemlerimiz üzerine. Oturup saatlerce konuşur ve gülerdik. Gülerken yüreğim kayardı sana doğru ama sende beni yalnız bırakmaz, bana yüreğini açar, bu küçük sevgi oyunlarına benimle beraber katılırdın. Ve bu sevda sözlerin beni öyle çok etkilerdi ki, her telefonu kapatışımızda sana doyamadan sesinden uzaklaşırdım. Sen görmezdin, ben yanardım. Sen görmezdin, ben hep yanardım. Her konuşmamızın bitişinde, ben yüzünü çizmeye çalışır, kilometreler ötesine taşırdım. Belki de sen başından beri biliyordun sevgili, kısa bir zaman sonra çekip gideceğini. Benden sana inanmamı istiyordun ama biliyordun. Herkes biliyordu..arkadaşlar, dostlar, hayallerim, umutlarım..Bir ben bilmiyordum. Dile kolaydı, insanlara kolaydı, sana kolaydı, bir bana kolay değildi sevgili. Ben senin, bütün bunları bilen ama unutan satırlarından geldim. Beni her gün biraz daha geleceğimize hazırlayan ama o gelecekten sinsice uzaklaşan satırlarından. Böylesi bir bitiş yakışmamıştı bize, sana..İşte bu yüzden ben senin, bu bitişe yakışmayan veda satırlarından geldim sevgili.

Artık o kadar çok yoksun ki, ben de ne kadar varolduğunu karıştırıyorum bazen. Yokluğun varlığını geçti. Benim varlığım ise tarihi eskimiş mektuplarda kaldı nedense. Basit birer mektup değildi onlar. Sakın öyle düşünme. Senin gördüklerinden de fazla, benim gördüğüm; heyecanlar, kalp atışları, kavuşmaların şehveti, birikmiş hasretler ve aşk vardı tabi ki..Bu yüzdendir ki asla yırtıp atmaya kıyamadım, seni içimden çıkarmaya kıyamadığım gibi. Ben senin, beni içinden çıkarmaya kıydığın satırlarından geldim...

Yalancı bir bahardayız. Bense bu yalancı baharda, yalancı gülüşler dağıtıyorum etrafa ve gariptir hiç umut kalmadığı halde gelme ihtimalini hesaplıyorum, kağıt kaleme gerek duymadan. Gözlerimi kapatınca kurduğum hayaller rotasını şaşırdı zaten sevgili. Olur olmadık zamanlarda, olur olmadık bir şekilde karşıma çıkıp, geldim diyebilme ihtimalini düşünüyorum. Sakın ha, bu, okullardaki havuz problemlerine benzemez. Ben senin, bir nehir gibi bana akabilme olasılığına düştüm. Bir aşkın bitişi, bir nehrin kuruyuşuna benzermiş. Ben senin, o nehri kuruttuğun satırlarından geldim sevgili...

Aklıma düşüyor deli dolu, sevgi dolu mesajlaşmalarımız. “Tatlısın yine yüreği aşk kokan ama aşktan korkan kadınım”..demiştin..O kadın şu an nerede bilmiyorum ama artık aşktan daha fazla korkuyor. İnancını ve güvenini yitirdi, bana her zaman güven diyen bir adamın, uzayın boşluğunda kaybolan sesinde. Oysa ki sürekli, benim çekip gitmemden korkardın, “içimdesin, kimse alamaz sen gitmedikçe” dediğinde bile biliyordun aslında hiçbir yere gitmeyeceğimi. Gitmedim...gitmeyecektim..gitmeyi hiç düşünmedim..peki bana gitme diyen adam nerede..? hani kimse alamazdı beni senden ben gitmedikçe..? Tüm sorular, tüm mesajlar ve tüm resimler bir film karesinden çıkmışçasına donuk ve anlamsız..Film bitti ve dağıldı oyuncular.Yönetmen karlı bir iş yapmanın sevincinde, seyirciler finalin hüznünde, baş roldeki sen ünlü bir oyuncusun artık...Ve ben senin dillendirdiğin bütün replikleri unutan satırlarından geldim sevgili..söylediğin bütün replikleri unutan satırlarından...

Gözlerinden biraz hüzün içmeme izin verir misin...? Bitmiş olsa bile aşkın, geceleri maskesini çıkartıp da yatan bir ben kalsam da yalnızlığımda, bana biraz umut ve anlayış verir misin..? Kendim için bir şey istiyorsam namerdim ama içimdeki çocukluğu güldürmek için bana rengarenk balonlar alır mısın..? Ağladığım ve korkularımı yenemediğim zamanlar oluyor bazen. Sesimi uzaklardan da olsa duyup gelerek, bana biraz sabır ve gülüş verir misin sevgili..? Ben senin, bu sorulara cevap vermeyen satırlarından geldim. İçindeki beni bir kurşun hızı kadar çabuk unutan satırlarından. Her konuşmamızın arasına karışarak, bana hep “girit rüzgarım” dediğin satırlarının içinden geldim. Girit rüzgarını sevildiğim zamanlarda bırakarak..

Alkol kokularının arasında sıkışıyor yalnızlığım. Seninle beraber gezdiğimiz sahil kasabalarını, deniz kenarlarını, köy sokaklarını özlüyorum. Dinlediğimiz ve söylediğimiz şarkılarda bıraktığımız içten sarılmalarımızı. Seni özlüyorum..Kendime daha fazla ne kadar yalan söyleyebilirim bilmiyorum ama o zamanlardaki seni çok özlüyorum. Yalanlarla aram çok iyi şu sıralar. “Sus artık” diye başlayan mesajlar gönderirken, ayağımı yerden kaldırıyor, parmaklarımı üst üste getiriyorum. Sana söylediğim yalanlara da alıştım, kendimi kandırmayı bile seviyorum. Ben senin, benim bu yalanlarıma inanmayan satırlarından geldim sevgili. Bu yalanlarıma hiç inanmayan satırlarından..

Hayatın acılarıyla ve sorunlarıyla uğraşıyorum her gün. Ve her sabah, bugünü de atlatabilecek miyim düşüncesiyle geçiyor vapur saatleri. Yorulduğumu ve bittiğimi hissettiğim, tökezleyip tam yere düşeceğimi fark ettiğim anlarda, gözlerimi kapatıp, beni bir yabancı gibi ortada bırakışını aklıma getiriyor, yüreğimdeki sahipsiz sevginden, inanamayacağın bir şekilde güç alıyorum. Yine de, benden ayrı olsan da, hala yaşadığını ve uzaklarda da olsa, bir yerlerde nefes aldığını bilmek; küçük şeylerden mutlu olan Polyanna misali ısıtıyor içimi. Yokluğunda varlığın gibi sevgili. Hiç fark yok. Ve ben yokluğunu da varlığını sevdiğim gibi seviyorum. Çünkü ben sevgime kırgınlığımı bulaştırmadım sevgili, söylemedim ona beni ne kadar üzdüğünü. Bu yüzden, cinsiyeti ve şehri belli olmayan bir sevgi taşıyorum içimde. Ve ben senin, artık bu sevgide bir sorumluluğun olmayan satırlarından geldim sevgili.

Yalnız olduğumu düşünme sakın...Hiç olmadığım kadar kalabalığım belki..Beni gerçekten sevildiğime inandıran hayat ve şiir dostlarım, daha gidecek çok yolum, söylenmiş ve söylenmeyi bekleyen şarkılarım, hınzırca gülümseyen yavrukurt sessizliğim, henüz içinde dans edemesem de deli yağmurlarım, nasıl çoğaldığını hiçbir zaman anlayamadığım sabrım ve gücüm ve ne istediğini bilen düşlerim var..Verdiğin sözleri tutamadığın için üzülme sakın, hayat herkesi farklı şekilde büyütüyor ve ben hayatın bir şiir olmadığını biliyorum sevgili, mutluluğun sallandığımız bir salıncak olmadığını bildiğim kadar...Bu yüzden benim sevdam da bir şiir değildi. Ve ben senin, bu sevdanın bir şiir olduğunu düşünen satırlarından geldim sevgili, sevdayı bir şiir gibi yaşayan satırlarından..

Artık gidiyorum desem de, nereye gidebileceğimi ben de bilmiyorum ya da bildiklerimi senden gizlemeyi tercih ediyorum. Senden uzaklaştıkça sana daha da yakın olduğumu hissetmem, gidebilecek hiçbir şehir ve yön bırakmıyor bana. Bir uçağın sesini duyuyorum, çok yakınlarımdan geçiyor. Üç dört saat sonra, senin yaşadığın şehrin içinden de geçebilir belki. Sen de aynı sesi duyar mısın acaba..? Bir tek beni duymuyorsun, beni işitmiyorsun gibi. İşte bu yüzden, ben senin, artık beni duymayan satırlarından geldim sevgili. Beni artık hiç duymayan satırlarından..

Biliyor musun, ben sana kavuşmayı değil, sana kavuşmayı düşlemeyi sevdim..Bu yüzden de ben senin bu düşleri kanattığın satırlarından geldim sevgili, bu düşleri delik deşik yaptığın satırlarından..

Gülüşlerinle alkışla beni, yeter..Çünkü seni sevdiğimi bilen ve bilecek olan satırlarından geldim..şimdi de seni, dahası bizi, o satırlarda bırakarak gidiyorum...

Ama sen ne olur, ne olur gülüşlerinle alkışla beni..seni yürekten sevmiş olduğumu bilen satırlarından geldim..!

 

alıntı


Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/5/2008 - Yüreğimde Göç Yolları

Image Hosted by ImageShack.us

 

Uzayıp gider bir kent'e bu yollar
uzanır gider...
Bir vefalı yar göğsüne yaslanmış
ıslanmış gözlerim uslanır gider.
Böyle ağladıkça sana sitemlerim,
hüzünlerim,hasretlerim çoğalır gider..
Giderken ardında bir telaş alır beni
Vurur beni hedefinde kederin...
Unutulur gider.

Ve mevsimler kokusunu siler üstümden
sonra çiçekler susar
ışıklar susar gözleri dolar
dolar boşalır
mevsimi bir yanlızlık alır
ve mevsimler yanlız kalır yokluğunda
çiçekler kurutulur gider...

uzayıp gider yüreğimdeki göç yolları
üstünde telaşlı suratlar
kahır beklentiler soluk tebessümler sızlayıp gider
sızlamalarım yarım kalır yollarda
yollar
yorulur gider...

ne
den
le
rim
iz
bulur (b)izi
sonra sorgular
sorgular sorulur gider..

göç yolarında mevsimsiz ve kimsesiz
kaçar yorulur
çoşar durulurum
hayallerim hedefinde geçmişin
hayallerim vurulur gider....

sonra kısalır;
gittikçe yollar
sevdikçe aşk
yaşadıkça ömrümüz
içtikçe kısalır cigaramızda efkarımız artmakta
sevdikçe aşk'a zai
lakin yüreğimiz yanmakta
kor olur
kül olur yangınlar
yangınlar savrulur gider....

sonrası yanlızlık
hep yanlızlıktır
tekilsen iki kişilik
sevdiysen çoğul yanlızlıklar
aynaya her bakan bir çift gözdür
ayna ayna söyle bana
benden daha yanlız varmı
(dün)ya da yarın
utanır aynalar
_da yanlızlıktır.
aynalar da kırılır gider....

söz verirsin kendine
bir dost,biraşk,bir kederim olacak benimde
öz(ün) olursun
söz(ün) olursun
aşklar küllenir
keder yıllanır
dostlar evlenince
sonra sözler kalır geriye
sözlerde tutulunca gider...

sonra döneriz kendimize
bir kaç satır
bir kaç dize
yazı veririz defterimize
yazılanlar kitap olur
kitaplarda okunur gider...

bir tek sen gitmedin
gelmeler gitmelere yüz tutmuşken
yüzünü unutmuştum enson görüşmeyeli
kaç dün oldu
kaç yarın kaldı geride
kaç yarım kaldı elimizde
tümlesek...
tamlarımızdan bir sevda türese
yeniden öznesi olsak gülmelerimizin
sebebi
hatta sebepsiz gülsek arada bir
gülümsesek..
gülmelerde somurtur gider..

uzayıp gider bir kente bu yolar
yollar efkarımı alır olmadığın saatlerde
efkarım yollarsız kalır
sen her aklıma geldiğinde
sende durur aklım
adımlarım sende durur
adımlarım (ku)durur gider...

''gözlerinin uyku hali olmasa uyumayı kim düşler
şimdi çok uzakta kaldı o eski gülüşler''

yücel yarımbatman

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/5/2008 - Sus Dilim

Image Hosted by ImageShack.us

 

Sus Dilim

Sus dilim, kanatma dudağı daha fazla, yaralanma. Kayıplar töreninden geçiyoruz,
alkışsız yürüyüşler ayağımızda. Şiir uzun yola çıktı, sevilen kırgın ve sessiz.
Bitirdim diyor, bizde nelerin başladığını bilmeden. Sus dilim, herkes
susarken konuşmak acıtıyor değerleri.

İşte bir şarkı daha yanaştı gözyaşına. Bir gece daha yalnız ve uykusuz. Bir
ayrılık daha kapıda, eli kolu dolu, güler yüzlü, duygusuz. Bir tek vedalar
seviyor bizi, çok seviyor hem de, terk etmiyor. Onlarla yaşamaya alıştığımız
için belki de. Bak işte, bir kadeh daha boşalıyor, devriliyor şişeler, anason
kokulu ve zil zurna umutsuz.

ah dilim! Ben sana seviyorum deme demiştim.

Gidelim ne olur, kalmayı beceremiyoruz işte. Nedendir bu ısrar ve inat. Kalk
gidelim, biz gitmeyi biliyoruz, çok güzel biliyoruz, en güzel biliyoruz. Yürü
gidelim, kalınca dağlanıyoruz, üstümüze yapışıyor bize ait olmayan
suskunluklar. Duyuyor musun dilim, davran gidelim. Kalmayı istesek de, tek
taraflı istekler doyurmuyor yüreği. Hadi diyorum sana, gidelim. Topla ucunda
biriken sevgileri, yalnızlığı, sarılmaları. Neyi bekliyorsun, herkes kal
diyemeyecek kadar meşgul, acelesi var öpüşmelerin. Seven affeder, diyorsun,
demek ki sevilmemişiz. Yürüsene dilim...

of dilim! Nereye gideceğiz?

Elde avuçta kalan sevgiyi şiirlere ayırdım. Hüznüm uyandırdı bu sabah, alnımdan
öptü. Demli bir yalnızlıkla karşıladım günü. Telefonuma baktım, ne mesaj ne de
cevapsız arama, süs eşyası olarak büfeye kaldırdım. Geceyi
benimle geçiren bir şarkının dudaklarına asıldım, kanattım. İçimde incinmiş bir
çocuk, boş gözlerle bakıyor etrafına. Hatasını kabullenen bir yürek daha kaç
zaman yaşayabilir sessizlik içinde? ..Ve hatalar insanlara mahsusken, çocuklar
neden cezalandırılır sadece sevgi bekleyen yüreklerin gözünde? ...

aman dilim! Bir daha hiç konuşmasan diyorum.

Şehir suskun ve mavi. Sokakların telaşı insanların yüzüne vurmuş. Ne çok insan
var, ne çok yalnızlık, ne çok yetişmeme korkusu, ne çok acı...Hiçbir şeye
inanmıyoruz artık. İnançları zedelenen ne çok insan var. En ufak bir hatada,
silip atıyoruz değer verdiklerimizi. Paylaşılan onca zaman ve sevgi bile
görünmez oluyor. Sevgi, artık tek başına birleştiremiyor ayrılan elleri.
Şehir...suskun ve mavi. Her şeye rağmen sevgiden korkma diyor. Şehirler acımızı
hisseder gibi kollamaya çalışıyor.

ay dilim! Acıyor.

 

Pelin Onay

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: SONRAKİ SAYFA

->

Hakkımda

BAŞLADI DERKEN BİTEN, BİTTİ DERKEN BAŞLAYAN , BİR ÖYKÜSÜN SEN KIZKULESİ Image Hosted by ImageShack.us

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Image Hosted by ImageShack.us

Arkadaşlarım

Image Hosted by ImageShack.us
Blogcu Yardım
ilys
kosedekigolge
artikzamanlar
cihanaykut83
conquistador
pana
fyilmaz
evlilikdrami
odeja
sevdammemolix
bbadisabahh
bülent karataş
badisabaa
arda0563
<